Dürüstlük…

Dürüstlük…

“Eğer girdiğimiz yol, devrimci bir yol ise o yolun bitiş çizgisinde devrim tüm muhteşemliği ile karşımıza çıkacaktır. Eğer girdiğimiz yol devrimin yolu değilse yolun sonunda burjuva düzenin bataklığı karşılaşmamız bir rastlantı değildir.”

14 Mayıs 2024

Devrimciler, dürüst insanlardır. En azından öyle olmak zorundadırlar. Dürüstlüğün başlıca kuralı, gerçeklere sadık kalmaktır. Gerçekler çevremizde olup biten her şeydir. Çevremizde görüp duyduğumuz veya doğrudan tanığı-muhatabı olduğumuz olaylar gerçekliğin kendisini oluşturmaktadır. Devrimciler, gerçeklikle bağı güçlü olan insanlardır. Bu açıdan gerçekçidirler.

Gerçeği olduğu gibi görmek, aktarmak ve kabul etmekten geri durmazlar. Gerçeği olduğu gibi kabul ettikleri içindir ki, onu değiştirme gücünü ve iradesini gösterebilmektedirler. Bazı insanlar gerçeği olduğu gibi kabul etmekten çekinirler ya da korkarlar. Bunun nedenleri vardır. Gerçekler her ne kadar bağımsız bir özelliğe sahip olsa da onu algılayan insan toplumdan bağımsız bir konuma sahip değildir. Her insan bir sınıfın bakış açısına, özelliklerine sahiptir.

Amaç ne kadar kusursuz olursa olsun insanların yetenekleri sınırlıdır. Mükemmel insan olmadığı gibi tam aksine insan canlı bir organizma olarak kusurlarla doludur. Ve insanlar kendi kusurlarını amaçlarının engeli haline bizzat kendileri getirirler. Kusur insanın gelişiminin mayası, harcı ve tuğlasıdır. İnsanın gelişimi hangi yolda ilerlediğine bağlıdır.

İnsanlar yaşamlarında hangi yolda ilerleyeceğine elbette ki kendileri karar verirler. Fakat yine aynı şekilde eğer bir yola girmişseniz nereye gideceğinize siz değil yolun kendisi karar verir. Her yolun sonlandığı bir bitiş çizgisi illa ki vardır. Devrimci komünistler açısından da durum farklı değildir. Eğer girdiğimiz yol, devrimci bir yol ise o yolun bitiş çizgisinde devrim tüm muhteşemliği ile karşımıza çıkacaktır. Eğer girdiğimiz yol devrimin yolu değilse yolun sonunda burjuva düzenin bataklığı karşılaşmamız bir rastlantı değildir.

Tasfiyeciliğin kol gezdiği, düzen içi arayışların derinleştiği bir dönemde devrim saflarında kararlı ve iddialı bir duruş ortaya koymak oldukça önemlidir. Sınıf mücadelesinin sonucu belirleyen şey de böylesi dönemlerde inatla ve ısrarla ama daha önemlisi bilimle devrimin yolunda yürüyebilme cesaretini göstermekten geçer. Böylesi süreçlerde ödenen her bedel, düşmana atılan her taş gelecek daha büyük savaşların hazırlayıcısı olacaktır.

Bir de sol sosyalizm adına ortaya çıkan ama devrim fikri karşında en az bir burjuva kadar korku ve dehşete kapılan reformistler, tasfiyeciler vardır ve bunlar kitlelerin sisteme olan öfkelerini ve arayışlarını düzen sınırları dahilinde tutmak için gönüllü birer “nefer” olmayı görevleri addederler. Son 1 Mayıs’ta bunun oldukça sinsi bir şekilde nasıl gerçekleştiğini işçi sınıfı ve emekçi kesimler kendi deneyimleri ile gördüler.

Kitlelerin örgütlenmesi ve devrimci bir bilinçle kendi sınıf haklarının farkına varması bu kesimlerin hiçbir zaman kabul edeceği bir şey olmayacaktır. Bu açıdan Lenin yoldaşın ve daha bir dizi devrim önderinin dediği gibi işçi sınıfı ve ezilenler dahası komünist devrimci hareket oportünizmden arındıkça ve ona karşı mücadele içinde gelişecektir. Tasfiyecilerin, reformistlerin, anarşistlerin örgütlenmekten, örgütlü bir halk yaratılmasından, komünist partisinden ve onun öncü önder rolünden korkmaları bunun içindir.

Kitleler ve onun öncü önder kuvvetlerinin buluşması muazzam bir kuvveti açığa çıkaraktır. Onun için kitlelerin ileri talep ve ihtiyaçlarını kendi popülist söylemlerinin malzemesi haline getirirler. Kitleleri tutabildikleri en geri noktada tutarak kendi gürültülü açıklamaları ve söylevleri arasında kaybolmasını sağlarlar. Küçük burjuva akım ve hareketler bu açıdan gürültü yapmayı severler.

Küçük burjuva oportünizmden, revizyonistlerden, reformistlerden, devrimci-komünist parti düşmanlarından dürüst davranmalarını beklemek ya da onların halk ve sınıf için ileri adımlar atacağını beklemek en hafif deyimle subjektivizmdir. Bu açıdan Mao yoldaş “kimler dürüsttür?” sorunun yanıtını ararken oldukça berrak yanıtlar vermektedir. Buna göre Mao yoldaş sınıf düşmanlarının Troçkistlerin reformist ve örgüt düşmanlarının dürüst olamayacağını söyler ve dürüst olanların ise halka ve sınıfa her koşulda gerçekleri söyleyen onların kurtuluşları için bedel ödeyen devrimcilerin devrim önderlerinin Stalin, Lenin ve daha nice komünistin dürüst olduğunu belirtir. Çünkü ancak devrimciler halka gerçeği tüm çıplaklığı ile gösterir.

Kitlelerde gözle görülür ve aynı zamanda fırsatını bulduğu anda tepkisini sokağa taşıran bir enerji birikmiştir. Kitleler çıkış yolu arayışı içerisindedir. Kitlelerin aradığı gerçekleri onlara gösterenler onların içerisinde maddi bir kuvvet haline gelirler.

Bunun için tam da Mehmet Demirdağ yoldaşın dediği anlamda “devrimin bilgili fedakar ve atak kadroları haline gelmek” ve bütün zorlukları göğüsleyecek bir militan olmak için elimizden gelen tüm çabayı ortaya koymaktan geçmektedir. Militanlaşmak ve kadrolaşmak ve kolektifimizin ideolojik politik-teorik hattında derinleşmekle mümkündür. Yüzünü kitlelere dönmek için her militan, sırtını kolektife dayamalıdır. Örgütlü olmadan kurtuluş olmadığı gibi yaşadığımız bu düzende dürüst kalmak da olası değildir.