
Yüzyıllık Faşist Bir Devletten Demokrasi Beklemek!
“CHP, bundan sonra da fazla bir şey yapmayacaktır. “Demokrasi içinde” kalma çağrısıyla kitlelerin biriken öfkesi bir-iki gösteriyle savuşturulmak istenecektir.”
29 Mart 2025
Türkiye’de burjuvazinin kendi arasındaki çelişkiler giderek derinleşiyor. AKP, kendi dışındaki hiçbir muhalif güce tahammül etmiyor. İstanbul Belediye Başkanı E.İmamoğlu’nun 19 Mart tarihinde gözaltına alınması ve ardından tutuklanması, onun şahsında burjuvazinin kendi arasındaki çelişkinin giderek derinleştiğini gösteriyor.
31 Mart 2024 tarihinde yapılan yerel seçimde İstanbul Belediye Başkanlığını kazanan E.İmamoğlu’nu hedefine koyan AKP, İstanbul Büyükşehir Belediyesi’ne kayyum atamak için birçok yola baş vurdu. R.T.Erdoğan, “İstanbul’u kazanan Türkiye’yi kazanır” sloganıyla 2019 yılında İstanbul’u kaybettiğinde, seçimi iptal etmiş, tekrarlanan seçimi, E.İmamoğlu 800 bin oy farkıyla yeniden kazanmıştı.
2019’da olduğu gibi 2024 yılında da Kürt halkının desteğiyle yeniden seçimi kazanan CHP’nin, seçimden birinci parti olarak çıkmasından bugüne AKP, CHP’yi etkisizleştirmek için çeşitli adımlar attı. CHP’nin yanında diğer burjuva partileri de hedef alarak tek parti rejimini sağlamlaştırmak için her türlü zorbalığa başvurmaktan geri kalmadı.
E.İmamoğlu’na bir operasyonun yapılacağı beklenmeyen bir durum değildi. AKP, bunu yandaş basın üzerinden sürekli gündemde tutarak son hamlesini de gerçekleştirmiş oldu.
E.İmamoğlu’nun gözaltı sürecine birçok dosya hazırlanarak gelindi. İlk adım olarak diploması iptal edilen E.İmamoğlu birkaç gün sonra gözaltına alındı. İmamoğlu’yla birlikte, 106 kişi hakkında gözaltı kararı alındı. 106 kişiden 84 kişi gözaltına alınırken, 22 kişi hakkında ise yakalama kararı çıkartıldı.
Bundan önce yapılan operasyonlar da olduğu gibi, bu operasyonda da Kürt halkı yine merkeze konarak, E.İmamoğlu’nun ”PKK-KCK’ya” yardım ettiği üzerinden bir algı yaratılarak, kamuoyu ikna edilmeye çalışılıyor. Bir yandan Kürtlere sözde ”el” uzatan iktidar, diğer yandan ise Kürtleri ”suç” örgütü görmeye devam ediyor. Türkiye’de Kürt halkı ve mücadelesi her zaman bir ”suça” delil gösterilmiştir. Kürt halkından uzak durulması için topluma korku salınmıştır. Suruç’ta 33 genç devrimcinin, Ankara mitinginde 100’ün üzerinde insanın katledilmesi, iktidarın ”Kürtlerden uzak durun” mesajıydı. Bugün de aynısı yapılıyor. Bu bile başlı başına, AKP iktidarının ”Kürtlerle masaya” oturmada ne kadar samimi olduğunu göstermeye yetiyor. Operasyonları hiç durmayan, Medya Savunma Alanları’na ve Rojava’ya her gün savaş uçaklarıyla saldırarak katliamlarına devam eden bu iktidarın “barış”ı da ancak bu kadardır.
Belli ki savcılık, “dersine” önceden “iyi” çalışmış ve R.T.Erdoğan’ın talimatlarını hukuksal kılıflarla süsleyerek görevini yerine getirmiş bulunuyor. Hazırlanan fezlekede: “İstanbul Cumhuriyet Başsavcılığımız Örgütlü Suçlar Soruşturma Bürolarınca yürütülen soruşturma kapsamında; Kamuoyunda “CHP’ de para sayma görüntüleri başlığıyla paylaşılan video görüntüleri üzerine Cumhuriyet Başsavcılığımızca re’sen başlanılan ve kamu davası açılan soruşturma neticesinde usulsüz bağış toplama olayıyla ilgili olarak ifadeleri alınan tanıkların başta İstanbul Büyükşehir Belediye Başkanı Ekrem İmamoğlu olmak üzere birçok kişi hakkında, iş adamlarını para vermeye zorladıkları bazı iş adamları ile hareket ederek haksız kazanç sağladıkları piyon kişiler üzerinden alım satımlar yaparak suçtan elde ettikleri parayı akladıkları, para transfer ve tahsilinde ‘gizli kasa’ diye tabir edilen sivil kişileri kullandıkları beyanları, yine İBB ve iştirak şirketleri tarafından yapılan açık hava reklam mecralarına ilişkin ihaleler, hizmet alımları ve muvazalı sözleşmelerde usulsüzlük olduğuna ilişkin mülkiye müfettişliği tarafından tanzim edilen rapor neticesinde uyarınca soruşturmaya başlandığı,(…) birçok belediye iştirakinde usulsüz ihaleler, doğrudan temin veya hizmet alımı nitelikli işler üzerinden ihaleye fesat karıştırma, nitelikli dolandırıcılık, kişisel verileri hukuka aykırı ele geçirme, rüşvet ve irtikap eylemlerini örgütlü bir şekilde işlediklerinin tespit edildiği, (…) Cumhuriyet Başsavcılığımız Terör Suçları Soruşturma Bürosunca yürütülen soruşturma kapsamında; PKK/KCK terör örgütünün başta İstanbul olmak üzere metropol illerde etkinliklerinin arttırılması amacıyla fiilen 31.03.2024 tarihinde gerçekleşen yerel seçimlerde hayata geçirdiği kent uzlaşısı faaliyetiyle ilgili olarak terör örgütü yöneticilerinden CUMA (K) Cemil BAYIK ve HÜSEYİN AVAREŞ (K) Mustafa KARASU’nun söz konusu seçim öncesinde görüş ve talimatlarını terör örgütüne müzahir medya aracılığıyla ilettiği, İstanbul yerel seçimleri için Büyükşehir Belediye Başkanı Ekrem İmamoğlu’nun kent uzlaşısı temelinde terör örgütünün Halkların Demokratik Kongresi (HDK) çatı yapılanmasıyla ittifak yapıldığına dair tespitlerin terör örgütüne müzahir medya tarafından duyurulduğu, İstanbul ili yerel seçimleri öncesi ittifak yaptığı tespit edilen HDK yapılanmasının Emniyet Genel Müdürlüğü Terörle Mücadele Daire Başkanlığının raporlarına göre Yargıtay tarafından terör örgütünün çatı yapılanması olarak kabul edilen Demokratik Toplum Kongresi (DTK)’nın benzeri ve terör örgütünün TBMM’ye alternatif meclis niteliğinde olduğu, bu tespite binaen başta ilimiz olmak üzere birçok ilde HDK mensuplarına yönelik eş zamanlı yakalama ve gözaltı işlemlerini tatbik edildiği, soruşturmaların gerçekleştirildiği ve halen devam ettiği” denilerek, minarenin kılıfı böylece hazırlanmış oldu.
İktidar, dikensiz gül bahçesi istiyor!
İktidarın yaptıklarında şaşıracak bir durum söz konusu değildir. Yüz yıldır benzer uygulamalar farklı dönemlerde farklı gerekçelerle hep uygulanageldi.
Faşist Türk devleti kurulduğundan günümüze demokrasinin D’sinin yanından bile geçmedi. 1923 yılında kuruluşu ilan edilen Türk devleti, Lozan’da Kürtlerin de temsilcisi olduğunu dile getirdiğinin üzerinden iki yıl geçmeden 1925 tarihinde ilk Kürt katliamını gerçekleştirdiğinde iş başında CHP vardı. Son 23 yıldır da aynı baskı ve katliamları AKP yapıyor. Unutmayalım ki, iş başına hangi burjuva kanat gelirse gelsin, uygulamaları benzerdir.
AKP, 23 yıldır toplumun her kesimine saldırdı. Kürtleri ezdi, katletti, devrimciler işkencelerde katledildi, hapishanelerde neredeyse her ay bir devrimcinin cenazesi çıktı, binlerce kadın eşleri ve yakınları tarafından katledildi. LGBTİ+lara karşı nefret suçları işlendi, onlarca LGBTİ+ öldürüldü. Alevilere ve diğer inanç kesimlerine karşı baskılar hiç eksik olmadı. İşçi grevleri yasaklandı. Tüm bunlar yapıldığın da CHP, kimi yerde sessiz kalırken, kimi yerde yasak savarken, sıra kendisine geldiğinde demokrasi çığlığı atması pek inandırıcı olmuyor.
CHP, Mart 2024 tarihinde yerel seçimlerinden birinci parti çıkmasına rağmen, ilk yaptığı iş ”yumuşama” aldı altında Saraya koşmaktı. Yaptıkları güzellemelerle AKP ve R.T.Erdoğan bir nevi “meşrulaştırıldı”. Bu iktidarın yerel seçimleri kaybetmesinden hareketle, “hiçbir şeyin artık eskisi gibi olmayacağı” algısı ile kitlelere boş umutlar verildi.
CHP, bundan sonra da fazla bir şey yapmayacaktır. “Demokrasi içinde” kalma çağrısıyla kitlelerin biriken öfkesi bir-iki gösteriyle savuşturulmak istenecektir. Bu düzenden, bu faşist iktidardan demokrasi beklememek gerekir. İktidarın dikensiz bir gül bahçesi istediği açıktır. Biat edersen, uzlaşırsan, verilene razı olursan bu düzende yaşarsın! Demokrasi istemek, hakkını aramak, baş kaldırmak hep ”suç” sayılmıştır.
Reform ve değişim istemek elbette iyidir. Hayal etmek güzeldir ancak iktidarın kimsenin hayal etmesine dahi tahammülü yoktur.
Bu faşist devletten kurtulmanın tek yolu devrimde ısrar etmektir. Başka da bir kurtuluş mümkün değildir.
Faşist AKP iktidarına karşı birleşik mücadeleye her zamankinden daha fazla ihtiyaç vardır. Birleşik mücadelenin daha güçlü kılınması için tüm devrimci yapılara daha fazla görev düşmektedir.