
Ortadoğu’da Bahar
“Anti-emperyalist birliklerin bölge halkları açısından aciliyetine ve önemi daha da artmış durumdadır.”
29 Mart 2025
Ortadoğu halkları, baharın gelişini farklı biçimlerde kutlarken diğer taraftan emperyalist ve gerici saldırganlık devam ediyor. Küresel ısınmanın artan etkisinin bu yıl daha yakıcı hissedildiği Ortadoğu’da, yağışların önemli oranda azaldığı, içme suyu ve sulama kaynaklarının kurumaya başladığı bu süreçte, Newroz’da alanların coşkuyla doldurulması gösterdi ki, her şeye rağmen kitleler yaşama sarılıyor ve onu yeniden var etmenin iradesini ortaya koyuyor.
ABD’nin manipülatif saldırıları ve pekişen işbirlikleri
Baharın coşkusu aynı zamanda emperyalistlerin ve bölge gericilerinin kirli politikalarına ve saldırılarına da tanıklık etmektedir. Rusya-ABD arasında Ukrayna meselesi üzerinden çözülüyormuş gibi görünen ve “Ters Kissinger” politikası olarak lanse edilen politikanın gösterildiği gibi ilerlemeyeceğini geçtiğimiz haftalarda Çabahar Limanı ve Umman Körfezi’nde yaşanan gelişmeler gösterdi. Rusya-İran-Çin Deniz Kemeri tatbikatı, emperyalist dalaşın sürdüğü Ortadoğu’da önemli bir mesaj veriyor, özellikle bu “üçlü”nün kendi alanlarına sıkışıp kalmadıklarını gösteriyordu. ABD’nin bölgedeki hegemonyasına kafa tutan bu operasyon, Çin’in “Kuşak ve Yol Projeleri”yle de uyumlu bir biçimde nüfuzunu artırmayı hedefliyor. Aynı zamanda İran’ın son dönemde kuvveden fiile çıkan tehditler karşısında yalnız olmadığını da vurgulamaktaydı.
Bu tatbikat aynı zamanda bölgedeki diğer gerici devletlerin de hem batılı emperyalistlerle hem de Rusya ve Çin emperyalizmiyle ilişkilerini etkileyecek sonuçlara yol açacaktır. Özellikle TC’nin son süreçte bir kez daha AB üyeliği vb. taleplerini yeniden dillendirmesinde ve S-400’leri ABD gözcülüğünde bir depoya çekmesinde yani üyesi olduğu NATO’ya ve batılı emperyalistlere bağımlılığını pekiştirmesinde rol oynamaktadır.
Diğer taraftan, bölgede İsrail Siyonizmi ve ABD emperyalizmi kolkola ilerliyor. ABD’nin Yemen’de Husi güçlerine karşı saldırıları artmaktadır. İsrail’in Filistin işgaline karşı somut anlamda cevap veren çok az gruptan birisi olan Husiler hem İran’la işbirlikleri nedeniyle hem de bölgede ABD hegemonyasına kafa tutmaları nedeniyle uzunca bir süredir hedefteydiler. Son olarak bölgeye giren ve İsrail’e askeri teçhizat ve yardım gönderen ABD menşeli gemilere yaptıkları saldırılar bahanesiyle Yemen’e saldıran ABD’nin esas amacı, İsrail’e karşı bir tehdit olan Yemen’e ve Husilere hadlerini bildirmekti. Ancak ABD’ye ait USS Harry S.Truman’a 24 saatte iki kez düzenlenen Husi saldırıları, D.Trump’ın tehditlerine aldırış etmediklerini göstermektedir. Husilerin askeri sözcüsü Yahya Seri, bu eylemlerinin ABD’nin Yemen’e yönelik saldırıları nedeniyle olduğunu açıklamıştır. D.Trump yönetimi ile birlikte ABD’nin bölgede tehdit olarak gördüğü güçlere yönelik saldırgan politikalarının daha manipülatif bir boyuta ulaştığı bir gerçektir.
Bölge gericileri pastadan pay almaya çalışıyor
Bölgedeki gerici devletler de yaşanan gelişmelerden kâr elde hırsıyla kollarını sıvamışlardır. Ürdün’ün başkenti Amman’da 9 Mart’ta “Beşli Güvenlik Zirvesi” gerçekleştirilmiştir. Burada esas gündem, Suriye’nin yeniden inşaası sürecinde kimlerin rol oynayacağına dair tartışmalardır. Suriye, gerici devletler açısından önemli bir inşaat pazarı halindedir. Ve herkes pastadan pay kapmaya çalışmaktadır. Bu zirveye Türkiye, Irak, Ürdün, Lübnan ve Suriye katılmıştır.
Zirvenin diğer bir önemli konusu ise IŞİD ile mücadele oldu. Bilindiği üzere Türkiye IŞİD’i fonlayan ülkelerden birisiydi. MİT tırları sadece ortaya çıkabilen küçük bir detaydı. Colani ve şürekâsının da IŞİD kökenli olduğu herkes tarafından bilinen bir gerçek. Ürdün’ün de bu konuda masum olmadığı biliniyor. Ancak QSD’nin ve Kuzey-Doğu Suriye Bölgesel Özerk Yönetimi’nin başta ABD olmak üzere batılı emperyalistler tarafından desteklenmesinin en önemli gerekçesi IŞİD’e karşı yürütülen mücadeledir. Bu nedenle de başta Erdoğan olmak üzere bölge gericileri, dün besleyip büyüttükleri -ve hatta kendileri de oradan gelmesine rağmen- çetelere karşı mücadeleyi gündemleştirerek rol çalma yarışına girmişlerdir.
AB emperyalistleri de, özellikle Suriyeli mülteciler vb. konular söz konusu olduğunda Türkiye’yi bir tampon bölge olarak kullandıklarından dolayı, Türkiye ile son süreçte daha yakın ilişkiler geliştirmeye çalışmaktadır. Bunu fırsat bilen Erdoğan hiçbir kriterini yerine getirmediği AB üyeliğini yeniden gündem yapmıştır. Bu üyelik pazarlığının esas kriterlerinin “insan hakları ve demokrasi” olmadığı, komprador burjuvazi ile AB burjuvazisi arasındaki ilişkiler üzerinden şekillendiği açıktır.
Irak da bu sürecin önemli aktörlerinden birisidir. Ancak mevcut hükümet, kendisine biçilen rolü oynamakta tutuk davranmaktadır. Bununla birlikte geçtiğimiz yıl faşist TC devleti, Kürt ulusal hareketine yönelik çökertme planının bir parçası olarak Irak’ı defalarca ziyaret etmiş ve bunun sonuçlarını da almıştır. Özellikle Kürtlerin yaşadıkları bölgelerde gerginlik artırılmaya çalışılmaktadır. Son süreçte Şengal’e yönelik bir provokasyon girişimi yaşanmıştır. Tam Newroz öncesi yaşanan bu provokasyon girişiminde bir sivil, Irak güçleri tarafından kaçırıldı. Ardından YBŞ ile yaşanan çatışmalarda 5 Irak askeri ölürken ile 3 YBŞ’li ölümsüzleşti. 5 YBŞ üyesi ise tutuklandı. Irak devletinin TC devleti ile girdiği bu kirli işbirliğinde Kalkınma Yolu Projesi isimli ticari anlaşma önemli bir rol oynamaktadır. Tamamıyla emperyalist güçlere bağlı olan Irak ekonomisi, bu anlaşma ile bağımlılığını artırmaktadır. İşçilerin ağır koşullarda çalıştığı ve memurların dahi dönem dönem maaşlarını alamadıkları Irak devletinin zenginlikleri, ABD tekelinde bölge gericileri ile girilen anlaşmalar ile paylaşılmaktadır.
Irak Kürdistanı’nda, TC ordusunun saldırıları da aralıksız biçimde devam etmektedir. Gerilla kaynaklarından aktarılan bilgiler ve bölgede yaşayan halkın kaydedebildikleri görüntüler ağır bombardıman ve kimyasal silah kullanımının devam ettiğini göstermektedir. TC devleti, bir yandan PKK’nin silah bırakmasını isterken diğer yandan imha saldırılarına devam ederek süreci çıkmaza sürüklemektedir.
İsrail Siyonizmi, dur durak bilmiyor
İsrail de benzer biçimde Filistin’de bu siyaseti uygulamaya devam ediyor. Bölgede İsrail saldırganlığı hız kesmek bir yana daha da vahşi biçimde sürerken bölge gerici devletleri hiçbir şekilde bu saldırganlığa yönelik tek kelime etmiyor. Suriye topraklarının bir kısmını da ilhak eden İsrail, bu ilhakın işgale dönüşeceğini açıkça dile getirmektedir.
Gazze’ye Nazi bildirileri atan İsrail, Filistinlilere “ya çıkar gidersiniz ya da sizi en vahşi biçimde katledeceğim” diyerek bir türlü yok edemediği Filistin direnişine saldırmaya devam ediyor. İsrail’in bölgede bu denli rahat hareket etmesinin esas sebeplerinden birisi, elbette bölge gericilerinin ABD ile bağımlılık ilişkileridir. ABD, İsrail’e sesini çıkaracak bütün güçleri yok etmekle tehdit ediyor. Özellikle D.Trump’ın saldırgan ve hiç bir insani değer tanımayan politikaları bir korku atmosferi ile yoluna devam etmeye çalışıyor.
Emperyalizmin maşası: Eş-Şara
HTŞ ve ona bağlı diğer çete gruplarının Halep’i işgal ettiklerinde kaleye astıkları Filistin bayrağının bir başka maske olduğu zaten biliniyordu. Zira şu ana kadar Colani’ye güvenmiş ve onunla bir biçimde birlikte hareket etmiş olan farklı çete gruplarının önderleri, koalisyon güçlerince bir bir hedef alındı. Burada Colani’nin istihbarat desteği önemli bir rol oynamaktadır.
İsrail, HTŞ’lilerin yerleştiği devrik rejime ait askeri noktaları defalarca kez vurdu ve HTŞ’lileri öldürdü. Ancak Colani ve yeni Suriye hükümeti, “devrim”den bahsederken Suriye halkını korkunç bir karanlığa mahkum etmektedir. Suriyeli işçi ve emekçilerin yiyecek ekmeğe muhtaç olduğu bir süreçte emperyalistlerin sözde desteği ile ekonomi düzeltilmiş gibi yapılmıştır. Yaptırımlar bahane edilirken Eş-Şara ve şürekâsı saraylarında rahat bir yaşam sürmektedir. Halkın elindeki birkaç koyun ve tavuk da çeteler tarafından gasp edilmekte, küçük bahçelere ve yıllarca binbir emekle inşa edilen evlere zorla el konulmaktadır.
Bir yandan “rejim artıkları” dedikleri Alevilere yönelik katliamı sürdürürken diğer yandan ise İsrail’in Suriye’deki varlığını pekiştirmektedirler. Elbette bu süreçte yalnızca Aleviler katledilmiyor. Birçok Hristiyan aile de katledildi. Bu katliamlara karşı ise ne kendisini “Şiilerin lideri” ilan eden İran ne de “Hristiyan dünyası” kayda değer bir şey yapmadı. Sıranın Alevi ve Hristiyanlardan sonra Kürtlere ve Dürzilere de geleceği endişesi Suriye halkı içerisinde elbette yoğun biçimde hissediliyor. Rusya emperyalizmi ise halkın bu mağduriyetini fırsat olarak kullanmaya çalışsa da diğer taraftan Alevilere yönelik soykırım saldırılarına rağmen Colani’ye mektup gönderiyor ve birlikte çalışabileceklerini belirtiyorlar.
Ahmed Eş-Şara sorumluluk almayı reddetse de Alevilere yönelik soykırım boyutuna ulaşan saldırıların sorumlusu elbette yeni Şam Hükümeti ve onları destekleyen bölgedeki emperyalist ve gerici güçlerdir. Zira bu katliamcılar sadece Alevilerin mallarına çökmek değil aynı zamanda “7 Alevi öldüren cennete gider” düşüncesinden hareket etmektedirler. Bir dönem Maraş’ta, Çorum’da Sivas’ta devlet eliyle körüklenen ve gericiler eliyle örgütlenen katliamlarla benzerlikler göstermektedirler. Yine Emevi Camii içinde dolaşan IŞİD çeteleri net biçimde kameralardan çağrılar yapmışlardır. Dünyanın başka yerlerinde de yaşayan IŞİD’liler soykırım boyutuna ulaşan bu katliamı sahiplenmiş ve çağrılar yapmışlardır.
QSD bu süreçte dayanışma boyutunda da kalsa Alevi katliamına karşı ses çıkarmıştır. Ancak HTŞ hükümeti ile yaptığı anlaşma tam da bu sürece denk gelmiştir. Bir taraftan bu sürece denk getirilmesinin özellikle yapıldığı ve katliamın önünü kesmek istendiği söylense de diğer taraftan da Özerk Yönetimin katliama rağmen anlaşma yapması eleştiri konusu olmuştur.
Bizi kurtaracak olan kendi kollarımızdır
Suriyeli Aleviler, Filistinliler, Kürtler ve Ortadoğu halkları, baharı, emperyalist ve gerici saldırganlıkların çemberinde karşılamışlardır. Newroz coşkusu tüm alanlarda olduğu gibi Kuzey ve Doğu Suriye’de de hissedilmiştir. Günler öncesinden başlayan Newroz kutlamaları, 21 Mart günü Heseke, Qamişlo gibi merkezlerde geniş katılımlı bir şekilde gerçekleşmiştir. Okunan bütün Newroz mesajlarında demokratik çözüm, Öcalan’ın özgürlüğü, saldırıların durdurulması vurgulanmıştır.
Ancak Newroz öncesi de Rojava’ya yönelik çete saldırıları çeşitli düzeylerde devam etmiştir. Efrin, Serekaniye, Gire Spi, Minbiç hala işgal altındadır. Qereqozak ve Tişrin Direnişleri ise tüm görkemleriyle devam etmektedir. Özellikle son günlerde keşif hareketliliği Rojava toprakları üzerinde yoğunlaşmaktadır. Bu faşist TC devletinin yeni saldırı hazırlıkları peşinde olduğunun önemli bir göstergesidir. TC devleti sürdürmekte ısrar ettiği bu savaşın faturasını, Türkiyeli işçi ve emekçilere kesmektedir.
Yaşanan tüm bu gelişmeler bir kez daha işçi sınıfının ve ezilen halkların kurtuluşunun ancak kendi elleriyle mümkün olduğunu göstermektedirler. Anti-emperyalist birliklerin bölge halkları açısından aciliyetine ve önemi daha da artmış durumdadır. Filistin’de, Suriye’de ve de Ortadoğu’nun ve dünyanın geri kalanında gerici devletlere ve herhangi bir emperyalist güce güvenilemeyeceğinin en önemli göstergesi 2024’ü sonundan bugüne Filistin ve Suriye’de yaşanan gelişmelerdir. Halkların önünde silahların bırakılması şöyle dursun özsavunma için anti-emperyalizm fikri etrafında daha güçlü örgütlenmeler hayati derecede elzemdir.